Home/Action/Kahrmanlar yolu Rojava
by Errol Dursun Kazan·Translated by Novel AI Studio
HIGHWAY OF HEROES Gabar Amed'in Son Yolu BİRİNCİ BÖLÜM: Köprüler Toronto, 20 Kasım 2015, öğlen. Mackinnon & Bowes Cenaze Evi'nin önünde hava, insanın ciğerine bıçak gibi giriyordu. Beş derece - ama rüzgâr onu sıfırın altına çekiyordu. Leslie Street'te üç anıt araç sıraya girmişti: CH-1, CH-6, CH-8. CH-6'nın direksiyonunda bir kadın oturuyordu - bir Silver Cross Mother, kendi oğlunu Kandahar'da toprağa vermiş biri. O sabah kimse ona neden burada olduğunu sormamıştı. Herkes biliyordu. Deniz Kovar arka koltukta oturuyordu, dizlerinin üstünde bir zarf, içinde ne olduğunu henüz açıp bakmaya cesaret edemediği bir defter. Connor'ın son mektubu değildi bu - mektuplar çoktan gelmişti, hepsi okunmuş, hepsi ağlanmıştı. Bu farklıydı. Bu, Hasekê'deki bir kum torbasının arasından çıkmış, kenarları yanık, ıslak toprak kokan bir şeydi. YPG'nin ona bir zarfla birlikte gönderdiği, "kişisel eşyalar" diye etiketlenmiş kutunun içinden çıkmıştı. On iki yıl önce aynı taburda, aynı çadırda uyumuşlardı. Petawawa'da, kışın en sert haftasında, Connor ona Clausewitz okumuş, sonra da "sen anlamıyorsun dostum, savaş sadece taktik değil" demişti gülerek. O zamanlar Deniz bunun sadece bir asker lafı olduğunu sanmıştı. Şimdi, on iki yıl sonra, arka koltukta oturmuş, o cümlenin aslında bir itiraf olduğunu anlıyordu. Konvoy saat tam on ikide hareket etti. Kadıköy'den - hayır, Wheatley'den beri hep aynıydı Connor. Herkesin ondan bir hikâye anlatabileceği, ama kimsenin tam olarak tanımlayamadığı biri. Annesi Doğa Hanım'a - hayır, gerçek adı Valerie'ydi ama Deniz onu hep "Val Teyze" diye çağırmıştı - bir keresinde sormuştu: "Oğlunuz nasıl biriydi küçükken?" Val gülümsemiş, sonra gülümsemesi bir anda kırılmıştı. "Kediyi besleyip kendi yemeğini atlayan bir çocuktu," demişti. "Ama okulda bir çocuğa kötü davranıldığını görse, onun için kavga ederdi. İkisi de aynı çocuktu bende. Hiç ayırt edemedim." Otoyol 401'e girdiklerinde, Leslie Street'in kalabalığı - çoğu Kürt topluluğundan, ellerinde sarı-yeşil-kırmız