Chapter 1 of 1
Chapter 1: Hesap Günü
12.1M words
Bileğini sıktım ve onu koridorun karanlığına doğru sertçe çektim.
Soğuk rüzgâr arkamızdan uğuldarken, kapıyı ardımızdan sertçe çarptım. Kilit demirinin çıkardığı o ağır metal sesi, onun kaçış yollarının tamamen kapandığının kanıtıydı.
Yalvaran gözlerle yüzüme baktı, dudakları titriyordu. Gitmesine izin vermem için fısıldadı ama bu gece onun dualarının duyulacağı bir gece değildi.
Adımlarım onu devasa ahşap kapının eşiğinden içeri sürüklerken direnmeye çalıştı. Topukları cilalı mermer zeminde acı verici bir gıcırtıyla kaydı.
Gücümün karşısında hiçbir şansı yoktu. Onu bir tüy gibi savurup holün ortasına bıraktım.
Hıçkırıkları boş konakta yankılandı. Korkudan büzülmüş, bana yaşattığı o karanlık yılların bedelini ödeyeceğini henüz yeni kavramaya başlamıştı.
Yıllarca bu anın hayaliyle yanıp tutuşmuştum. Bana çektirdiği acıların, kalbimi nasıl parça pinçik ettiğinin hesabını sorma vakti gelmişti.
Yere çökmüş haliyle yukarı doğru bana bakarken, çenesini parmaklarımın arasına alıp sıktım. Başını sertçe yukarı kaldırdım.
Gözlerindeki o kibirli parıltı sönmüş, yerini saf bir çaresizliğe bırakmıştı. Eskiden taptığım bu yüz, şimdi sadece intikamımın tuvaliydi.
'Bitti,' diye fısıldadım, sesimdeki buz gibi ton onu titretti. 'Artık kaçacak hiçbir yerin yok.'
Titreyen elleriyle bileğimi tutmaya çalıştı. Kendini benden kurtarmak için son bir çaba sarf etti ama parmaklarımı daha da sıktım.
Acıyla inledi. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzülürken, bana yaşattığı her bir saniyeyi düşündüm.
'Lütfen,' diye yalvardı, sesi çatallı ve zayıftı. 'Bunu yapma, yalvarırım bırak gideyim.'
Kahkaham soğuk taş duvarlarda yankılandı. Bu yalvarışlar içimdeki öfkeyi dindirmek yerine daha da körüklüyordu.
'Beni yarı yolda bıraktığında, canımı yakarken hiç böyle düşünmüyordun,' dedim. Onu saçlarından kavrayıp yavaşça ayağa kaldırdım.
Acı çığlığı boş odalarda dağıldı. Onu sürükleyerek üst kattaki yatak odasına doğru yönlendirdim.
Basamakları birer birer çıkarken arkamdan çaresizce gelmek zorundaydı. Direnmeye çalıştığı her an saçındaki baskıyı artırıyordum.
Yatak odasının kapısını ayağımla iterek açtım. İçerisi sadece loş bir şamdan ışığıyla aydınlanıyordu.
Odanın ortasındaki geniş yatak, onun için hazırladığım sonun başlangıcıydı. Masanın üzerinde duran deri aksesuarları gördüğünde gözleri dehşetle büyüdü.
Kelepçeler, ağır deri tasma, ağız topu ve o meşum kırbaç... Hepsi onun bu geceki teslimiyetinin araçlarıydı.
'Bunlar ne?' diye sordu, sesi korkudan tamamen kısılmıştı.
'Bunlar senin yeni sınırların,' diye yanıtladım. Onu yatağın kenarına doğru fırlattım.
Yumuşak örtünün üzerine düştüğünde hızla doğrulmaya çalıştı. Ancak ben çoktan üzerindeydim.
---
Soğuk metal kelepçeleri bileklerine geçirdiğimde çıkardıkları klik sesi odadaki sessizliği bozdu. Ellerini yatak başlığına sabitledim.
Kollarını yukarı doğru gerdiğimde tamamen savunmasız kaldı. Göğsü hızla inip kalkıyor, nefesleri düzensizleşiyordu.
Boynuna geçirdiğim kalın deri tasmayı sıktım. Tasmaya bağlı olan metal zinciri elime alıp hafifçe çektim.
Başını arkaya doğru bükmek zorunda kaldı. Boynunun o pürüzsüz teni tamamen gözlerimin önündeydi.
'Seni tamamen yöneteceğim,' dedim, yüzümü onun yüzüne yaklaştırarak. 'Bu gece benim kurallarımla oynayacaksın.'
Ağzını açmaya çalıştı ama kırmızı ağız topunu dudaklarının arasına yerleştirip arkasından kayışla sıktım.
Sadece boğuk iniltiler çıkarabiliyordu artık. Gözlerindeki çaresizlik beni daha da güçlü kılıyordu.
Elimi yavaşça bacaklarına doğru kaydırdım. Pürüzsüz teninde parmaklarımı gezdirirken vücudunun nasıl titrediğini hissettim.
Çimdik atarcasına kalçasını sıktım. Acıyla irkildi, yatakta hafifçe sıçradı ama kelepçeler onu yerinde tuttu.
'Şimdi,' dedim, onun o kibirli duruşunu tamamen yıkmak için. 'Bana ait olduğunu kabul etme vakti.'
Boynuna eğildim. Tenini sertçe ısırdım, ardından ıslak dilimle orayı yalayıp acısını hafiflettim.
Tükürüğüm boynundan aşağı süzülürken gözlerini kapattı. Ondan sızan her damla gözyaşı benim zaferimdi.
Yüzüstü pozisyona getirdim onu. Kalçasını yukarı doğru kaldırmasını emrettim, zincirini gererek pozisyonunu sabitledim.
Domaltma pozisyonunda, tamamen kontrolüm altındaydı. Bu duruş onun gururunu tamamen yerle bir ediyordu.
Kırbacı elime aldım. Deri şeritlerin havada çıkardığı o hafif ıslık sesi bile onun ürpermesine yetti.
Hafifçe kalçasına vurdum. Teninde beliren kırmızı iz, onun bu geceki cezasının ilk damgasıydı.
Boğuk iniltileri ağız topunun arkasından boğulup gitti. Yalvaran gözlerle arkasına bakmaya çalıştı ama izin vermedim.
'Daha yeni başlıyoruz,' diye fısıldadım kulağına. 'Bana yaşattığın her gün için bir iz bırakacağım.'
---
Ayak uçlarına doğru kaydım. Onun o narin ayaklarını ellerimin arasına aldım.
Yavaşça ayak tabanlarını yalamaya başladım. Huylanarak bacaklarını çekmeye çalıştı ama tasmayı gererek onu engelledim.
Dilimin her dokunuşunda vücudu geriliyor, çaresizce inliyordu. Ayak parmaklarını tek tek ağzıma alıp emdim.
Bunu yaparken gözlerimi onun gözlerinden ayırmadım. Aşağılanmanın ve teslimiyetin en dibini yaşıyordu.
Parmağımı kendi ağzıma sokup ıslattıktan sonra onun dudaklarına götürdüm. Ağız topunu hafifçe gevşetip parmağımı yalamasını emrettim.
'Yala,' dedim sert bir sesle. 'Sana verdiğim her şeyi kabul edeceksin.'
Tereddüt etti. Tasmayı sertçe çektiğimde acıyla parmağımı yalamaya başladı.
Gözlerinden süzülen yaşlar parmaklarıma karıştı. Bu sadakat gösterisi beni daha da vahşileştiriyordu.
Yatakta onu missionary pozisyonuna çevirdim. Üzerine abanarak tüm ağırlığımı hissettirdim.
Ellerimle göğüslerini sıktım. Meme uçlarını çimdikleyerek onu acı ve zevk arasında bir sınırda yürüttüm.
Bacaklarının arasına yerleştim. Kendi bedenimi onun bedenine sürterek gücümü gösterdim.
'Bana bak,' dedim. Gözlerini açtı, tamamen kırılmış bir ruhla yüzüme odaklandı.
'Özür dileyeceksin,' diye fısıldadım. 'Bana yaptığın her şey için diz çöküp af dileyeceksin.'
Boğazını hafifçe sıktım, nefessiz kalışının o çaresiz anını izledim. Sonra serbest bıraktım.
Derin derin nefes alırken hıçkırdı. Vücudu tamamen bana teslim olmuş, direnecek tek bir hücresi bile kalmamıştı.
Kendimi onun üzerine bıraktım, tüm sıcaklığımı ve öfkemi onun tenine akıttım. Karnının üzerine, o pürüzsüz beyaz tenine boşaldım.
Sıcak sıvının tenine temasıyla irkildi. Gözlerini kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Ağzındaki topu tamamen çıkardım. Çenesini tekrar kavrayıp gözlerimin içine bakmasını sağladım.
'Söyle,' dedim. 'Söyle ki bu işkence şimdilik bitsin.'
'Özür dilerim,' diye hıçkırdı, sesi odadaki soğuk havayı titretti. 'Yaptığım her şey için çok özür dilerim. Lütfen beni affet.'
Yüzünde beliren o mutlak teslimiyet ifadesi içimdeki intikam ateşini nihayet hafifletmişti.
Yatağın kenarına çekilip ona baktım. Zincirini gevşettim ama kelepçeleri çözmedim.
Tam o sırada, odanın köşesindeki gölgelerin içinden beklenmedik bir ses yükseldi.
Karanlığın içinden gelen o fısıltı, ikimizin de kanını donduracak cinstendi.
Boynundaki deri tasmanın üzerindeki antik metal mühür birden alev kırmızısı bir ışıkla parıldamaya başladı.