Chapter 1 of 1
Chapter 1: Gece Yarısı Hesaplaşması
743 words
Soğuk ter damlaları alnından şakaklarına doğru süzülürken, Ahmet gözlerini karanlığın tam ortasında açtı.
Göğsü vahşi bir ritimle inip kalkıyor, ciğerleri odayı dolduran soğuk havayı adeta yırtarak içine çekiyordu.
Kabuslar yine peşini bırakmamıştı; o dondurucu Doğu dağlarının keskin kokusu hala burnunun ucundaydı.
Yıllarca TSK ve PÖH timleriyle omuz omuza çalışmış, en tehlikeli terör yuvalarının haritalarını çıkarmıştı.
Hatıralar, beyninin kıvrımlarında birer mayın gibi patlamaya devam ediyordu.
Kato Dağı’nda mahsur kaldıkları o pusu gecesi, sol omzundaki şarapnel yarasının sızlamasıyla kendini tekrar hatırlattı.
Omuzlarında taşıdığı bu ağır yük, onu normal bir insan gibi uyumaktan alıkoyan en büyük lanetti.
Yavaşça yataktan doğruldu, eklemlerinden gelen kuru çatırtılar odanın sessizliğinde yankılandı.
Ayakları çıplak betona değdiğinde, vücudundan yukarı doğru yayılan dondurucu bir ürpertiyle kendine geldi.
Sessizlik, bu derme çatma güvenli evde her zaman bir lütuf değil, yaklaşan bir fırtınanın habercisiydi.
Koridorun loş karanlığında gölge gibi ilerlerken, bastığı her tahtanın yerini ezbere biliyordu.
Banyodaki eski aynanın karşısına geçtiğinde, yüzüne vuran zayıf ışık altındaki yorgun çehresini süzdü.
Musluğu çevirdi, borulardan gelen metalik gıcırtı banyonun dar duvarlarında çınladı.
Avuçlarına doldurduğu buz gibi suyu yüzüne çarptı, tenini ısıran o dondurucu temas zihnindeki dumanı dağıttı.
Soğuk su damlaları sert sakallarından süzülürken, gözlerini aynadaki yansımasından ayıramadı.
Aynadaki adam, vatanı için her şeyini feda etmiş ama karşılığında sadece ölüm tehditleri almış bir infaz hedefiydi.
Sakalları uzamış, gözlerinin altındaki siyah halkalar daha da derinleşmişti.
Islak ellerini havluya sürterek kuruladı ama içindeki o amansız huzursuzluk geçmek bilmedi.
Zamanı bilmek, ne kadar süredir hayatta olduğunu kontrol etmek gibi marazi bir takıntıya dönüşmüştü onda.
Mutfağa doğru adımladı, çıplak ayaklarının zeminde bıraktığı hafif sesler bile onu tetikte tutmaya yetiyordu.
Dijital saatin yeşil ışığı, karanlık mutfak tezgahının üzerinde adeta parlıyordu.
Kırmızı ve yeşilin karışımı olan o sayılar göz bebeklerine yansıdı.
Tam olarak 00:00.
Gece yarısı, günün sıfırlandığı, eski günahların yeni ölümlerle yıkanacağı o lanetli an.
Geriye dönüp yatak odasına yürürken, içindeki kötü hissin bir çığ gibi büyüdüğünü hissetti.
Yatağın çarşafları arasına tekrar süzüldü, gözlerini kapatıp uykuya teslim olmaya çalıştı.
Gözlerini sımsıkı kapatsa da, dışarıdaki dünyanın vahşeti onu bırakmayacaktı.
Karanlık, sadece düşmanların gizlenmesi için biçilmiş bir kaftandı.
---
Tık.
Beklenmedik bu sesle birlikte Ahmet’in gözleri anında yuvalarından fırlayacak gibi açıldı.
Kulaklarını pür dikkat dışarıya verdi, nefes almayı bile keserek tüm varlığıyla dinlemeye başladı.
İkinci bir ses daha geldi, bu kez daha net, ahşap pencere çerçevesinin metal bir aletle zorlanma sesiydi.
Yataktan yavaşça, adeta bir yılan gibi süzülerek aşağı kaydı.
Dizlerinin üzerinde, yer çekimine meydan okurcasına pencerenin alt hizasına kadar süründü.
Perdenin kenarını milimetrik bir hareketle araladı ve dışarıdaki zifiri karanlığa baktı.
Sokaktaki cılız lambanın sarı ışığı altında, binanın dış cephesindeki yangın merdiveninde duran üç siluet belirdi.
Üçü de tepeden tırnağa siyahlar içindeydi, yüzlerindeki maskeler sadece gözlerini açıkta bırakıyordu.
Maskeli adamların ellerindeki Kalaşnikof piyade tüfeklerinin namluları, sokak lambasının ışığında soğuk soğuk parlıyordu.
Ellerindeki o silahları tutuş tarzları, omuzlarının dikliği ve profesyonel duruşları Ahmet’e hiç yabancı gelmedi.
Hainler sonunda onun izini bulmuştu; sınır ötesindeki TSK ve PÖH operasyonlarında yerlerini deşifre ettiği o intikamcı terör hücresi tam karşısındaydı.
Sınır hattında verdikleri ağır kayıpların faturasını Ahmet’e kesmek için aylardır bu anı bekliyorlardı.
İntikam ateşiyle yanıp tutuşan bu gözleri, daha önce de sınır boylarındaki çatışmalarda görmüştü.
Durumun ciddiyeti damarlarındaki kanı adeta dondurdu ama zihni her zamankinden daha berrak çalışıyordu.
Komodine doğru sessizce emekledi, her hareketinde kaslarındaki gerilimi sonuna kadar hissediyordu.
Çekmeceyi milim milim dışarı çekti, ahşabın sürtünme sesini kendi kalp atışlarıyla bastırmaya çalıştı.
Siyah kadife kılıfın içinde uyuyan Sarsılmaz Sar 9 marka tabancasını kavradı.
Metalin soğuk ve pürüzsüz dokusu, avucunun içine tam oturduğunda hafif bir güven hissi verdi.
Sürgüyü yavaşça geriye doğru çekti, mekanizmanın çıkardığı o ince klik sesi odanın içinde adeta bomba gibi patladı.
Mekanik parçaların kusursuz uyumuyla mermi yatağına oturdu, artık namlunun ucunda ölüm vardı.
Şarjörün tam dolu olduğunu biliyordu, on beş mermi onun hayatta kalma biletıydi.
Kapıdan gelen aniden yükselen o devasa patlama sesiyle tüm ev sarsıldı.
GÜM!
Darbenin şiddetiyle dış kapının ahşap kasası çatırdayarak içeri doğru esnedi.
Ahşap parçaları ve toz bulutu koridorun karanlığına savrulurken, Ahmet namluyu anında o yöne çevirdi.
Koridorda yankılanan ağır bot sesleri, saldırganların içeri girmek için hiç de acele etmediğini gösteriyordu; kendilerinden emindiler.
Bir darbe daha geldi, bu kez kilit mekanizmasının kırılma sesi tüm binada çınladı.
İkinci vuruşla birlikte çelik kapının menteşeleri pes etti, kapı ardına kadar açıldı.
Toz bulutunun arkasından içeri sızan sokak ışığı, elinde susturuculu tabanca tutan ilk gölgeyi ortaya çıkardı.
Gözlerini kırpmadan hedef alan Ahmet, tetiğin üzerindeki parmağını yavaşça sıktı.
Tetiğe baskı uyguladığı o saliseler içinde, koridorun sonundaki karanlıktan gelen o tanıdık ses Ahmet'in tüm bedenini kilitledi; çünkü kapıdaki ses düşmana değil, yıllar önce öldüğünü sandığı eski ortağına aitti.